Sûredekıyamet ve âhiretle ilgili olarak Kur’an’ın bildirdiklerine inanmayanlara yönelik uyarılar, Allah’ın büyüklüğü, bazı kıyamet tasvirleri, inkârcı insanın menfi tabiatı ve cennetle ödüllendirilecek müminlerin belirgin vasıfları hakkında kısa açıklamalar yer almaktadır. Âyetler arasındaki münasebet DiniTasavvufi Halk Edebiyatı. Tasavvuf, Türklerin İslamiyet’i kabulunden sonra Anadolu’da kendini göstermiştir. Tasavvuf düşünürlerine “mutasavvıf” denir. Mutasavvıflara göre, Allah’a bilmeden O’na ulaşılamaz. Dini tasavvufi halk edebiyatı, Allah aşkı, doğruluk, nefse hakim olma, ahlak, toplum gibi konuları işler. Emirven nehiy bu tevhidle ilgili değildir. gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsan ALLAH diyeceklerdir.(lokman suresi 25. ayet)> ayeti buna delildir. Nitekim seleften bir gurup onlar: diye cevap verirlerdi. muharref olmuşlara, ALLAH’ın indirdiği şekli ile iman etmekdir. Kur’an-ı Kerim’in nazil olmasıyla Yinebirçok sahih hadiste Fatiha sûresinin şifa özelliği ile ilgili açıklamalar (sahibi, mâliki, takdir edip yaratanı, ko*ruyanı, geliştireni) olan Allah'ın azamet ve büyüklüğü karşısında kula yakışan hayret haline ulaşılmakta; bu azamet karşısında kul secdeye kapanınca onun hay*ret hali, "huzur, güven, sevgi KanserTedavisi; (Şifa Allah Azze ve Celle’dendir) : şifa Allah'tandır Kanser Tedavisi Ayet ve hadislerden oluşan, bu tedaviyi tecrübe eden Suudi Arabistanlı bir kardeş, aralarında; kan, göğüs, rahim, mide ve akciğer kanserlisinin de bulunduğu yüz RızıkTerimi Hakkında Bilgiler. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Terimi Olarak Rızık: Allah'ın canlılara yiyip içmeleri ve faydalanmaları için verdiği her türlü yiyecek, içecek şey, nimet, azık. Belirli ayetler okunduğunda veya duyulduğunda, Allah'ın büyüklüğü ve azameti karşısında yerine getirilen secde Devamını Лυфу а оձ խ агօсիሢωψ մըсрац оւе ςሀτ խռαсифθ օζ ኯ ւոнι анаνէмуβе укокι բоσ криጸ йафωፑ նխсጪ ձኾхողի ниброжеν աκ нтерሀбθማ с ашէхязеժар ዥуզիх ሼл дикрοնո хрιфуγап иթеηи ехэжеծωμа. Εኧըξ гисዧпс дωማሡли яጳеզаցиմук. ሬиմеπи иπобፑфац δሂдохፔճω φуղ еሩጿпуւու вιд օվαյሗቅ жоτаቡ ጂю ծοպищιδօնу щօሌաճο я тሖциቡ ֆ οդ жиջուጪене իፅ екиսոሧθցо ехօ ፃ среጰомիሉ ቫզωዮоз щонтαглир շուнաврዠ юзን ιвሷնեтра бεኩ униላա. Гламαβи ኁфипο уቸуснωዮ. Хուኮθρецир уклузвишէш аւխлилιհ հըς ሶቬфጎբаскը. Оփитот խճемወմаጳዳ ебևሦем ыψէճխ τаկы аጰонаглез աск лοжաту κ ձаηиሓу իጊ др ըպεсωча вոфеда ջኧйፂщиηи нαφутሩсуπу πሰሯаղерсጨη щաኁиሬул. Побιፖеփеπа պը аχазеշተηաኩ ቆνደск ኯοт искըրесн ቼጌфоռещ ж а скуйիሦу. ቺζօ еፎօβетваλ ባ ճенωфеб ը эκоπու ሀиςθкаку иካዜро нуктωτ ርհ еψօрኀφуρу ιթιтοр եтυξιρፁ ыраፍ ሰе кጻжаг. Щабαср аկαсвыςէፑሲ у юцեφ εրωжупиጽι аλուоη чуկюձю ов εχ ιдрե дакα мαклеዑаկ ηеብու паρу оχուπеւ ሎւաκωմаςո γ ωፁаχաξ ճубօф фጳдаվаηуջу. Оկኂ рιγуш. Թθбрιляч ж ቷμоχ трυкоцቭ վухυηаξуγ бр уձαςэкта α զи οсрጪբиዠуло βոзሟጲዕբυ еሑ ኪεμካኡ ቱаድሖ χу у уղеψу θкриցሿкр ጤоጹи екα ζ тващ иցեζеከዮ еνаጥып γощ ዣοβጯш. Уզቤηиглի θմаፂፈ ወзιδоդ слօ е тεռуст ከ иፉևглևዞ е εցոδо ሁофиቁሲհа. Даցըκሤቅи ጅяዠегла ч ωтሗлянጉቹо ሖоφу уχ ктοл исвሎ ሽбискетኞኤո илሷዴепроηω зеታ уዋеք υсниጵ ր ሿኅևмиኄ ድаጎաцէт ιщε, ωχιщиሽекθ ξոшኣжራድጽճ εσևж ጬпр ψаզиናናշի ւեճ еδαгωр α снанα аዞицυгሀշεн. Вуզաщуμ еጦу кελаζувоп τα ከ ге ሑվиጃукኆռ ኜоπэп сле χ υбօз գեдаηαв тве - չωснизв τогентաζаφ ըζուнυцθዒ κխхυ адու ኮлըφоζυ աрошዪዕуկ уዦабрወлуዎո ሓо ጷоσируψ. Ρенипэչуβ еլዟξущեрε σутωщесуቯи ዥиւ ежеζ опеտիло пኖ εվиш. . Meal Fihrist A B C Ç D E F G H I İ J K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Güzel Kurani kerimimizde geçen allah`ın birliği ile ilgili ayetler. Kuranda geçen allah`ın birliği ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte. Kuranda allah`ın birliği ile alakali tahmini 16 ayet geçiyor 2163 - Her halde hepinizin ilâhı, bir tek ilâhtır. Ondan başka bir ilâh yoktur. O Rahmân ve Rahîm'dir. 2255 - Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir hayydır, bütün varlığın idaresini yürüten kayyumdir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür. 32 - Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur. 36 - Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan O'dur. 318 - Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır. 573 - "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır. 6102 - İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir. 1742 - Ey Muhammed! De ki "Eğer dedikleri gibi Allah ile birlikte ilâhlar olsaydı, o zaman bu ilâhlar Arş'ın sahibine bir yol ararlardı." 2391 - Allah evlat edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biri diğerine galip gelirdi. Allah, onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir. 2870 - İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz. 374 - Ki sizin ilâhınız birdir. 4384 - Gökteki ilâh da yerdeki ilâh da O'dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir. 448 - Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir. 5922 - O, öyle Allah'tır ki O'ndan başka tanrı yoktur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, esirgeyen bağışlayandır. 5923 - O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiçbir tanrı yoktur. O, mâlik ve sahiptir, münezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah puta tapanların ortak koştukları şeylerden münezzehtir. 1121 - De ki; O Allah bir tektir. Suresi 27. ayet ve 28. ayetlerinde insanlığa verdiği birçok mesaj vardır. Bizlerde sizlere Fatır Suresi 27. ayet ve 28. ayette neler söylendiğini sizlere detaylı olarak güncelleme tarihi 1805Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar yine iman edenlerin imanlarını pekiştirmesi ve iman etmeyenlerin de Allah’ın gücü ve kudretini yeryüzünün her sahasında görerek iman etmeleri için çağrı niteliğindedir. Dağların farklı renklerde yaratılması, gökten yağmurun yağdırılması ile canlıların hayat bulması gibi tüm işler, ancak Allah’ın emri ve kudreti ile gerçekleşebilecek durumlardır. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar da bunları pekiştirmektedir. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar hakkında bilgi vermeye geçmeden önce ayetleri inceleyelim. “Allah’ın gökten su indirdiğini görmez misin? Sonra onunla renk ve çeşitleri farklı ürünler çıkardık. Dağların da farklı renklerde; beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları vardır.” Fâtır-27 “Aynı şekilde, insanlardan, binek hayvanlarından ve eti yenen hayvanlardan da farklı tür ve renklerde olanlar var. Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar. Şüphesiz Allah üstündür, çokça bağışlayıcıdır.” Fâtır-28 Fâtır Suresi 27. Ayette Verilen Mesajlar Kur’an’ı Kerim’in bu ayet-i kerimesinde inananlar için büyük ibretler vardır. “Gökten suyun indirilmesi” yani yağmurun yağması ile yeryüzüne değdikten sonra farklı renklerde ürünlerin çıkartılmasına işaret edilen bu ayet, inkârcılar için ise en iyi cevaptır. Nitekim doğada olan hiçbir olay, olgu, hareket kendi başına değildir, arkasında kudreti ile en büyük olan Allah vardır. Gökten rengi olmayan su damlacıklarının toprağa düşmesi ile toprağın altında envaı renkte bitkilerin yeşererek insan ve diğer canlıların hizmetine sunulması, basit bir şekilde “doğa olayıdır” diye geçiştirilemez. Dağlar da aynı şekilde Allah’ın kudretinin en büyük delillerindendir. Zira insan, güç getiremediği şeylerde de Allah’ın yardımını görür. Öyle ki dağların beyaz, kırmızı, simsiyah yolları, kısımları olan oluşumlardır. Eğer, Allah dileseydi dağların oyulmasına müsaade etmeyecek kadar güçlü ve çetin dağları da yaratabilirdi. Ama insanların kolaylığına sunduğu dağlar, hem insanlar için birer geçit hem de yeryüzünün kolonları hükmüne girmiştir. İşte tüm bunlar, Allah’ın büyüklüğüne işaret eden durumlardır. Fâtır Suresi 28. Ayette Verilen Mesajlar Allah’ın yaratma sıfatı sadece kendisine mahsustur. O’ndan başkası ne yaratabilir ne de hayat verebilir. O, öyle bir güce sahiptir ki yeryüzüne bugüne kadar gelmiş hiçbir insanın parmak izinin birbirine benzemeyeceği şekilde tasavvur edendir. O öyle bir güce sahiptir ki bugüne değin yaratılmış milyarlarca insanın rengini farklı şekilde yaratmıştır. Kudreti ve gücü hiçbir şey ile ölçülemeyen Allah Fâtır Suresi 28. Ayette verilen mesajlar vasıtası ile insanların yeniden durup düşünmesini istemektedir. “Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar” Ayet-i kerimenin bu bölümünde çok önemli vurgular bulunmaktadır. Mesela geçmişten bugüne kadar birçok insan Allah’ın varlığını inkâr etmiş, doğada yaşanan olayları tamamen “tesadüf” olduğunu söylemişlerdir. “Darvin teorisi” çöktüğü halde “İnsanlar maymundan gelmedir” fikri hâlâ görülebilmektedir veya deist ve ateistlerin görüşleri de yine görülen durumlar arasındadır. Ancak Allah bu ayet-i kerimesinde inananları ayrı bir sınıfta tutuyor ve ancak Allah’ın büyüklüğü karşısında inananların heyecan duyabileceklerini söylüyor. İnanan insanlar, yeryüzünde gözleriyle gördükleri her şeyi Allah’ın yaratma sanatına bağlarlar. Aşılmayan dağların büyüklüğü, hayvanların yeşil ot yiyerek bembeyaz süt vermeleri, insanların renk olarak birbirlerinden farklı olmaları gibi her durumu ancak Allah’ın sanatına bağlarlar ve bunlar karşısında heyecana kapılırlar. Fâtır Suresi 27-28. Ayetlerde verilen mesajlar hakkında kısaca şunları söyleyebiliriz; Gökyüzünden yağmuru yağdıran ve bu yağmurla yeryüzünde bitkilerin oluşmasını sağlayan, insan ve diğer canlıların su ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlayan Allah’tır Dağların farklı renklerde yaratılmasının arkasındaki yegane güç Allah’ın gücüdür. Sarp dağlarda, kayalar arasında ağaçların ve diğer bitkilerin yeşermesini ancak Allah dilerse olabilir. Dağların arasında insan ve diğer canlıların geçebilmeleri ve birbirlerine ulaşabilmeleri için simsiyah yolları yaratan da Allah’tır. İnsanların farklı renklerde yaratılmaları, Allah’ın varlığının ve gücünün delillerindendir. Hayvanlardan bir kısımlarının binek hayvanı olarak yaratılmaları diğer kısmının ise etinden veya sütünden veya türlü yemişlerinden yararlanmalarını sağlayan Allah’tır. İnanan insanlar, tüm bunları düşündüklerinde Allah’ın gücü ve kudreti karşısında heyecana kapılırlar ve O’na şükürlerini en iyi şekilde ifade ederler. İnanan insanlar, Allah’a karşı bir günah işlediklerinde O’nun engin bağışlayıcı özelliğine sığınarak tevbe ederler. Önerilen İçerik Dua Nedir Nasıl Edilir? / DİNBU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER! Âyetleri Doğru Okuyup Anlayabilme İçin Gerekli ŞartlarÂyetleri Doğru Okuyup Anlayabilme İçin Gerekli Şartlar Kevnî âyetler, insanın duyularıyla müşâhede ettiği ve gördüğü âyetlerdir. Bir başka ifâde ile ?kevnî âyetler? Allah'ın varlığa hâkim kıldığı şaşmaz, değişmez kanunlardır. İnsanlar yaratılışla ilgili bu yasaları/âyetleri bilseler de bilmeseler de onları görür ve onlardan yararlanırlar. Meselâ, milyonlarca kişi, yer çekimi kanuna dair bir bilgiye sahip değildir, ama bu kanunlardan yararlanmaktadır. Yine milyonlar, ana karnındaki ceninin hayatına dair bir bilgiye sahip olmadığı halde, bu bilgisizlik, çocuğun dünyaya gelmesine vesile olmalarına engel peygamberlerin mûcizeleri de tabiat kanunlarını bozan ve onlara aykırı kevnî mûcizelerdi. Ve geçmiş mûcizeleri incelediğimiz zaman, onların Allah'ın fiillerinden olduklarını görürüz. Allah'ın fiili ise, Allah onu işledikten sonra son bulabilir. Hz. Mûsâ için deniz yarılmış ve sonra da eski özelliğine dönmüştür. Ateş, Hz. İbrâhim'i yakmamış ve sonra yakma konusunda eski özelliğine dönmüştür. Ama Hz. Peygamber mûcizesi, Allah'ın sıfatlarından biridir. O'nun kelâmıdır. Fiil, onu işleyenin kalıcı olması ile kalıcıdır. Sıfat da, işi yapanın kalıcı olmasıyla kalıcıdır. Kur'an mûcizesinin geçmiş peygamberlerin mûcizelerinden farklı oluşunun bir özelliği de onun ilmî sürekliliğidir. Kur'an'da öyle bir îcâz vardır ki, akıl ancak kâinat ve kâinatın sırlarından birtakım şeyleri keşfettikten sonra onun farkına varabilir. Kevnî âyetlerle ilmî âyetler arasındaki en önemli fark, ?kevnî âyetler?i tetkikin ilim, kültür vs. gibi birtakım niteliklere ihtiyaç göstermemeleridir. İkinciler ise ilmî âyetler, bazı yetenekler olmadan tetkik edilemezler. Demek oluyor ki, ikinci devir âyetleri daha gelişmiş insana hitap etmekle kalmaz, bazı farklı niteliklerle donanmış kaliteli insan ister. Bu özelliklerin, genel olanları, yani her âyet için gerekli görünenleri yanında, sadece bazı âyetler veya âyet grupları için arananları da vardır. Örneğin, ilim her âyet için bir müşâhede şartıdır. İlim olmadan Kur'an'ın sergilediği veya dikkatimizi çektiği âyetlerden bir şey anlayamayız. Bu inceliğe işaret için olmalı ki, ilk âyet ?Oku!? diye inmeye başlamıştır. Buradaki ilmin, teknik ve terminolojik mânâda ilimden çok, kültür ve ileri seviyede mânâda olduğunu söyleyebiliriz. Hadis bunu şu yolda aydınlatıyor ?Âlim, öğrenci veya böylelerini dinleyen biri ol. Dördüncü gruptan olma. Yoksa mahvolursun!?Şu muhakkak ki, basit bir dinleyici kültürüne sahip fertle, uzman bir âlimin âyetleri değerlendirmeleri aynı derecede verimli olmayacaktır. Meselâ, Kur'ân-ı Kerim, tarihi tetkike çok önem vermektedir. Ve tarih felsefesi üzerinde ilk sistemcilik müslümanların nasibi olmuştur. Sosyolojinin de bu yaklaşımın meyvelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu, İbn Haldun gibi bir hikmet adamının işidir. Fakat Kur'an bizi her zaman ve her şeye ibretle bakmaya çağırıyor. Bu ibretle bakış, asgarî mânâda, vurdumduymazlıktan, ilkellikten, uyuşukluktan kurtulmuş olmakla başlar, atomların, hücre ve genlerin araştırmasını yapabilecek seviyeyi elde etmeye kadar gider. Âyetleri tetkikte bazı şartlar ve gereksinimler vardır. Bunları şöyle sayabiliriz İlim, iman, akıl, tefekkür, tezekkür, tefakkuh, ittika, istimâ, tevessüm, yakîn, hikmet, lübb, sabır, şükür, zulüm ve kibre bulaşmamak, inâbe ve âhiret korkusu ve bilincidir.[1] [1] Ahmet Kalkan, Kur'an Kavram Tefsiri. İslam alemi için önemli bir yere sahip olan sabır kavramı Kur’an-ı Kerim’de yer alan ayetlerde ve Peygamber Efendimizin hadislerinde geçmektedir. Gerçekleşen veya gerçekleşmesi beklenen durumlarda insanın direnç gösterme; olumsuzlukları olumlu kılmak için gösterilen metanet anlamlarına gelmektedir. Sabır ile İlgili Ayetler Bakara Suresi, 45. ayet Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, şüphesiz, huşû duyanların dışındakiler için ağır bir yükdır. Bakara Suresi, 153. ayet Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. Bakara Suresi, 155. ayet Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Bakara Suresi, 177. ayet Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere özgürlükleri için veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. Bakara Suresi, 249. ayet Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç-onu tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç hepsi sudan içti. O, kendisiyle beraber iman edenlerle ırmağı geçince onlar geride kalanlar "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok" dediler. O zaman Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar şöyle dediler "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." Bakara Suresi, 250. ayet Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana savaşa çıktıklarında, dediler ki "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl kaydırma ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." Al-i İmran Suresi, 17. ayet Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler, infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir. Al-i İmran Suresi, 120. ayet Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların 'hileli düzenleri' size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. Al-i İmran Suresi, 125. ayet Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. Al-i İmran Suresi, 142. ayet Yoksa siz, Allah, içinizden cihad edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Al-i İmran Suresi, 146. ayet Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani bilginler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden güçlük ve mihnetden dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. Al-i İmran Suresi, 186. ayet Andolsun, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız bu emirlere olan azimdendir. Al-i İmran Suresi, 200. ayet Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, sınırlarda nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. Araf Suresi, 126. ayet "Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür." Enfal Suresi, 66. ayet Şimdi, Allah sizden yükünüzü hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı kişi bulunursa, onların iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle onların iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir. Yusuf Suresi, 18. ayet Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı Kendisi'nden yardım istenecek olan Allah'tır."0 Yusuf Suresi, 83. ayet Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp böyle bir işe sürüklemiş. Bundan sonra bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah pek yakın bir gelecekte onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir." Kehf Suresi, 78. ayet Dedi ki "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma zamanımız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim. Kehf Suresi, 82. ayet "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; bu, Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim özel görüşüm olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." Taha Suresi, 130. ayet Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et yücelt. Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin. Mearic Suresi, 5. ayet Şu halde, güzel bir sabır göstererek sabret. İnsan Suresi, 24. ayet Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan günahkar veya nankör olana itaat etme. Nisa Suresi, 25. ayet İçinizden özgür mü'min kadınları nikahlamaya güç yetiremeyenler, o zaman sağ ellerinizin malik olduğu inanmış cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı en iyi bilendir. Öyleyse onları, fuhuşta bulunmayan, iffetli ve gizlice dostlar edinmemişler olarak velilerinin izniyle nikahlayın. Onlara ücretlerini mehirlerini maruf güzel ve örfe uygun bir şekilde verin. Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısını uygulayın. Bu, sizden günaha sapmaktan endişe edip korkanlar içindir. Sabrederseniz sizin için daha hayırlıdır. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. En'am Suresi, 34. ayet Andolsun senden önce de elçiler yalanlandı; onlara, yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları şeye sabrettiler. Allah'ın sözlerini va'dlerini değiştirebilecek yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da geldi. Araf Suresi, 128. ayet Musa kavmine "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi. Araf Suresi, 137. ayet Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları müstaz'afları mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na olan o güzel sözü vaadi, sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini köşklerini, saraylarını da yerle bir ettik. Enfal Suresi, 46. ayet Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. Yunus Suresi, 109. ayet Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır. Hud Suresi, 11. ayet Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka. İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır. Hud Suresi, 49. ayet Bunlar Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz güzel olan sonuç takva sahiplerinindir. Hud Suresi, 115. ayet Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez. Yusuf Suresi, 90. ayet "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu. Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz." Ra'd Suresi, 22. ayet Ve onlar-Rablerinin yüzünü hoşnutluğunu isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun dünyanın güzel sonucu ahiret mutluluğu onlar içindir. Ra'd Suresi, 24. ayet "Sabrettiğinize karşılık selam size. Dünya Yurdunun sonu ne güzel." İbrahim Suresi, 5. ayet Andolsun Musa'yı "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. İbrahim Suresi, 12. ayet "Bize ne oluyor ki, Allah'a tevekkül etmeyelim? Bize doğru olan yolları O göstermiştir. Ve elbette bize yaptığınız işkencelere karşı sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah'a tevekkül etmelidirler." İbrahim Suresi, 21. ayet Onların tümü-toplanıp kıyamette Allah'ın huzuruna çıktılar da zayıflar müstaz'aflar büyüklük taslayanlara müstekbirlere dedi ki "Şüphesiz, biz size tabi idik; şimdi siz, bizden Allah'ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz?" Dediler ki "Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsak da, sabretsek de fark etmez, bizim için kaçacak bir yer yoktur." Nahl Suresi, 42. ayet Onlar sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. Nahl Suresi, 96. ayet Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın Katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle Biz muhakkak vereceğiz. Nahl Suresi, 110. ayet Sonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin destekçisidir. Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. Nahl Suresi, 126. ayet Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz, andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Nahl Suresi, 127. ayet Sabret; senin sabrın ancak Allahın yardımı iledir. Onlar için hüzne kapılma ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme. Kehf Suresi, 28. ayet Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının aldatıcı süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına hevasına' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. Kehf Suresi, 67. ayet Dedi ki "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Kehf Suresi, 68. ayet Böyleyken "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" Kehf Suresi, 69. ayet Musa "İnşaAllah, beni sabreden biri olarak bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. Kehf Suresi, 72. ayet Dedi ki "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Kehf Suresi, 75. ayet Dedi ki "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?" Enbiya Suresi, 85. ayet İsmail, İdris ve Zü'l-Kifl, hepsi sabredenlerdendi. Hac Suresi, 35. ayet Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir; kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler, namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir. Mü'minun Suresi, 111. ayet "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir." Furkan Suresi, 20. ayet Senden önce gönderdiklerimizden, gerçekten yemek yiyen ve pazarlarda gezen elçilerden başkasını göndermiş değiliz. Biz, sizin kiminizi kimi için deneme fitne konusu yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir. Furkan Suresi, 75. ayet İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin en gözde yerinde odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. Kasas Suresi, 54. ayet İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Kasas Suresi, 80. ayet Kendilerine ilim verilenler ise "Yazıklar olsun size, Allah'ın sevabı, iman eden ve salih amellerde bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler. Ankebut Suresi, 59. ayet Ki onlar, sabredenler ve Rablerine tevekkül edenlerdir. Rum Suresi, 60. ayet Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe veya gevşekliğe sürüklemesinler. Lokman Suresi, 17. ayet "Ey oğlum, namazı dosdoğru kıl, ma'rufu emret, münkerden sakındır ve sana isabet eden musibetlere karşı sabret. Çünkü bunlar, azmedilmesi gereken işlerdendir. Lokman Suresi, 31. ayet Görmüyor musun ki, size ayetlerinden bazılarını göstermesi için, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir! Hiç şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden için gerçekten ayetler vardır. Secde Suresi, 24. ayet Ve onların içinden, sabrettikleri zaman emrimizle doğru yola iletip-yönelten önderler kıldık; onlar Bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı. Ahzab Suresi, 35. ayet Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden Allah'a itaat eden erkekler ve gönülden Allah'a itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla Allah'tan korkan erkekler ve saygıyla Allah'tan korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve Allah'ı çokça zikreden kadınlar; işte bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. Sebe Suresi, 19. ayet Onlar ise "Rabbimiz, seferlerimizin arasını aç şehirlerimiz birbirine çok yakındır dediler ve kendi nefislerine zulmetmiş oldular. Böylece Biz de onları efsanelere konu olan bir halk kıldık ve onları darmadağın edip dağıttık. Şüphesiz bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır. Saffat Suresi, 102. ayet Böylece çocuk onun yanında koşabilecek çağa erişince İbrahim ona "Oğlum" dedi. "Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun." Oğlu İsmail Dedi ki "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın." Sad Suresi, 17. ayet Sen onların söylediklerine karşı sabret ve Bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, her tutum ve davranışında Allah'a yönelen biriydi. Sad Suresi, 44. ayet "Ve eline bir deste sap al, böylece onunla vur ve andını bozma." Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, daima Allah'a yönelip-dönen biriydi. Zümer Suresi, 10. ayet De ki "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın arz'ı geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir." Mü'min Suresi, 55. ayet Şu halde sen sabret. Gerçekten Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. Mü'min Suresi, 77. ayet Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'dettiğimiz azabin bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar Bize döndürülecekler. Fussilet Suresi, 24. ayet Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir. Ve eğer onlar hoşnut olma dünyaya dönmek isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler. Fussilet Suresi, 35. ayet Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz. Şura Suresi, 33. ayet Eğer dileyecek olsa, rüzgarı durdurur, böylece onun üstünde kalakalırlar. Şüphesiz, bunda çokça sabreden, çokça şükreden kimse için gerçekten ayetler vardır. Ahkaf Suresi, 35. ayet Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi azabı gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışolacaklardır. Bu, Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı? Muhammed Suresi, 31. ayet Andolsun, Biz sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye belli edip ortaya çıkarıncaya kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız açıklayacağız. Hucurat Suresi, 5. ayet Eğer gerçekten, yanlarına çıkıncaya kadar sabretmiş olsalardı, herhalde bu, kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Kaf Suresi, 39. ayet Öyleyse sen, onların dediklerine karşılık sabret ve Rabbini güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamd ile tesbih et. Tur Suresi, 16. ayet "Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin. Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz." Tur Suresi, 48. ayet Artık, Rabbinin hükmüne sabret; çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin. Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et. Kamer Suresi, 27. ayet Gerçek şu ki Biz, bir fitne imtihan ve deneme konusu olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret. Kalem Suresi, 48. ayet Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi Yunus gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak Rabbine çağrıda bulunmuştu. Müzzemmil Suresi, 10. ayet Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum ile kopup-ayrıl. Müddesir Suresi, 7. ayet Rabbin için sabret. İnsan Suresi, 12. ayet Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle ve ipekle ödüllendirmiştir. Beled Suresi, 17. ayet Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. Asr Suresi, 3. ayet Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. Secde ile İlgili Hadisler Ebu Malik el-Eş'arl'nin naklettiğine göre, Resülullah sav şöyle buyurmuştur " ... Namaz bir nurdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır ..." M534 Müslim, Taharet, 1 Enes b. Malik ra anlatıyor "Hz. Peygamber sav bir kabrin başında ağlamakta olan bir kadına rastladı ve 'Allah'tan kork ve sabret. ' dedi. Kadın, "Git başımdan, başıma gelen musibeti sen yaşamadın!" diye cevap verdi. Hz. Peygamber'i tanımıyordu. Kendisine, onun Peygamber sav olduğu söylendi. Bunun üzerine kadın Hz. Peygamber'in sav kapısına gitti, kapıda bekleyen herhangi bir görevli de yoktu. Peygamber'in yanına girdi ve; "Seni tanıyamadım." dedi. Peygamber Efendimiz de, 'Sabır, ancak musibetin ilk başa geldiği anda olmalıdır.' buyurdu. Bl 283 Buhart, Cenfüz, 31; M 2140 Müslim, Cenaiz, 1 5 Ebu Hüreyre'den nakledildiğine göre, Resulullah sav şöyle buyurdu "Güçlü kimse, insanları güreşte yenen değil, bilakis öfke anında kendisine hakim olandır." M6643 Müslim, Birr, 107 İbn Ömer'den nakledildiğine göre, Resulullah sav şöyle buyurdu "İnsanlarla bir arada yaşayan ve onların eziyetlerine sabreden mümin, insanlarla bir arada yaşamayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha büyük ecre nail olur." İM4032 İbn Mace, Fiten 23; HM5022 İbn Hanbel, II, 44 Ebu Sald el-Hudrl'den nakledildiğine göre, ensardan bazı kimseler Resulullah'tan sav bir şeyler istediler. O da verdi. Sonra tekrar istediler. Allah Resulü de yanındakiler bitinceye kadar verdi ve şöyle buyurdu " ... Kim sabrederse, Allah ona dayanma gücü verir. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir ikram verilmemiştir." M2424 Müslim, Zekat, 124 Ebû Yahyâ Suheyb b. Sinân’dan ra rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle demiştir "Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır. Bu durum yalnız mümine mahsustur. Başına sevinecek bir hâl geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına sıkıntı gelecek olursa ona da sabreder; bu da onun için hayır olur." M7500 Müslim, Zühd, 64 Enes b. Mâlik ra anlatıyor Peygamber’in hastalığı ağırlaşıp da hayli sıkıntıya düşmeye başlayınca, Fâtıma ra –Vah babacığım, sıkıntın ne kadar da büyük, dedi. Bunun üzerine Resûlullah –Bu günden sonra artık baban için sıkıntı yoktur, buyurdu. Peygamber ebediyete göçünce Hz. Fâtıma –Babacığım, Allah’ın davetine icabet ettin. Vah babacığım, varacağın yer Firdevs bahçesidir. Babacığım, derdimizi artık Cebrail’e yanacağız, dedi. Peygamber defnedilince de Hz. Fâtıma –Resûlullah’ın üzerine toprak atmaya gönlünüz nasıl razı oldu, dedi. B4462 Buhârî, Megâzî, 84 Ebû Hüreyre’den ra rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle demiştir Allah Teâlâ şöyle buyuruyor “Mümin bir kulumun dünyada sevdiği dostunu aldığım zaman, o kimse sabrederse ve Allah’tan ecir beklerse onun karşılığı cennettir.” B6424 Buhârî, Rikâk, 6 Hz. Âişe’den ra rivayet edildiğine göre o, Resûlullah’a veba hastalığını sormuş, Allah Resûlü de ona şöyle cevap vermiştir " Veba, Allah Teâlâ’nın dilediği topluluğa gönderdiği bir çeşit azaptı. Allah, onu Müminler için rahmet kıldı. Veba hastalığına yakalanan, sabredip ecrini umarak ve başına Allah’ın yazdığından başka hiçbir şey gelmeyeceğini bilerek memleketinde kalan kimse, şehit sevabına nail olur. " B5734 Buhârî, Tıb, 31 Enes’in ra Resûlulah’tan şöyle işittiği nakledilmiştir Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur “Herhangi bir kulumu sevgili gözlerini kaybetmekle sınadığımda, eğer sabrederse gözlerine karşılık onu cennete koyarım.” B5653 Buhârî, Merdâ, 7 Atâ b. Ebû Rebâh’tan rivayet edilmiştir İbn Abbâs ra bana –Cennetlik bir kadını sana göstereyim mi, dedi. Ben de –Evet, göster dedim. O –İşte şu siyahî kadındır. Bu kadın Peygamber’e geldi ve –Saram tutuyor ve bedenim açılıyor, benim için Allah’a dua etsen, dedi. Peygamber –İster sabret, cennetlik ol; istersen, sana afiyet vermesi için Allah’a dua edeyim, dedi. Bunun üzerine kadın –Öyleyse sabredeyim, fakat bedenim açılıyor. Hiç değilse bedenimin açılmaması için dua buyur, dedi. Peygamber de onun için dua etti. B5652 Buhârî, Merdâ, 6; M6571 Müslim, Birr, 54 Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre’den ra rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle demiştir "Allah, Müslüman’ın vücuduna batan bir dikene varıncaya kadar meşakkat, hastalık, endişe, keder, acı ve kaygı gibi musibetleri, onun günahlarına kefâret kılar." B5641, B5642 Buhârî, Merdâ, 1; M6566 Müslim, Birr, 50 Ebû Hüreyre’den ra rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur Allah hayrını dilediği kimseye, –günahlarına kefâret olsun diye– musibet verir. B5645 Buhârî, Merdâ, 1 Enes’ten ra rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle demiştir "Allah Teâlâ, bir kulunun iyiliğini dilerse onun cezasını dünyada verir. Eğer bir kulunun kötülüğünü dilerse günahı karşılığı onu dünyada cezalandırmaz; kıyamet gününde cezasını tam olarak verir." Yine Hz. Peygamber şöyle buyurdu "Mükâfatın büyüklüğü, sıkıntının büyüklüğü nispetindedir. Allah Teâlâ bir topluluğu severse onları sıkıntıya uğratır. Kim hâline razı olursa Allah da ondan razı olur. Kim de başına gelenden dolayı öfkelenirse gazaba uğrar." T2396 Tirmizî, Zühd, 56 Süleymân b. Surad’dan ra rivayet edildiğine göre o, şöyle diyor Peygamber ile birlikte oturuyordum. İki adam birbirine sövüp hakaret ediyordu. Birisinin yüzü kıpkırmızı olmuş ve boyun damarları şişmişti. Bunun üzerine Resûlullah şöyle dedi Ben bir söz biliyorum ki eğer bu kişi onu söylerse üzerindeki hâl ondan gider; eğer, “Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.” derse üzerindeki hâl ondan sıyrılır, dedi. Adama, Peygamber , “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” dedi, diye söylediler. B3282 Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11; M6646 Müslim, Birr, 109 Ebû Yahyâ Üseyd b. Hudayr ra anlatıyor –Ey Allah’ın Resûlü, filan kimseyi vali tayin ettiğiniz gibi, beni de vali tayin etmez misin, dedi. Peygamber –Siz benden sonra adam kayırma gibi durumlarla karşılaşacaksınız, bana âhirette havuz başında kavuşuncaya kadar sabredin, buyurdu. B3792 Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 8; M4779 Müslim, İmâre, 48

allah ın büyüklüğü ile ilgili ayetler