.
Kur’an’da geçen şifa ayetleri var mıdır? Maddi-manevi bütün hastalıklarda istimdat edebileceğiniz, medet bekleyebileceğiniz bizzat Rabbimiz’in buyurduğu şifa veren deva demektir. Şifa; insanın hastalıktan kurtulması, sıhhat bulması, iyilik bulması anlamlarına gelir. Peki hastalara ne şifa olur? KUR’AN’DA GEÇEN İKİ ŞİFA Kur’ân-ı Kerim’in bizzat kendisi şifâdır. Peygamber Efendimiz, iki şifâ vardır buyuruyor “Bunun biri baldır, diğeri Kur’ân-ı Kerim’dir.” İbn Mâce, Tıp, 7 Mesela Fatiha Sûresi’nin hem yılan ısırması gibi fiziki hastalıklara hem de bir insanın mecnun deli olması gibi psikolojik hastalıklara şifâ olduğu hadis-i şeriflerde rivayet edilir. Kur’ân-ı Kerim’in maddi-manevi bütün hastalıklara şifâ oluşu, balın şifâ oluşu ve diğer şifâ veren bilgilerin yanı sıra esas hakiki şifâ verici Allah’tır. Çünkü Cenab-ı Hak’kın eş-Şâfi ismi, sıfatı şerifi mevcuttur. Ve bütün şifâlarda Cenab-ı Hak’kın “Ya Şâfi” dediğimiz o isminden tecelli etmektedir. Yani bütün dertlerin devâsı, şifanın kaynağı Yüce Rabbimiz’dir. Esas şifâyı da biz O’ndan bekleriz. Diğerlerini hep vasıta olarak biliriz. Şifa Ne Demek? Şifâ; devâ demektir. Şifâ; insanın hastalıktan kurtulması, sıhhat bulması, iyilik bulması anlamlarına geliyor. Şifa İsmi Caiz midir? Şifâ ismi güzel bir isimdir. Bu insan ismi olarak kullanılabilir. Mekânlara, müesseselere isim olarak verilebilir. Kur’ân-ı Kerim’de altı yerde şifâ kelimesi geçmektedir. Şifâ kelimesinin geçtiği kelimeler de bizim ezkâr kitaplarımızda şifâ ayetleri olarak yer alıyor. Ve peş peşe okunduğu zaman da bunların insanların hastalıklarına deva olduğu belirtiliyor. HASTALAR İÇİN ŞİFA DUASI İmam Kuşeyri Hazretleri naklediyor “Şimdi arzedeceğim altı ayet şifa kaynağıdır. Bunları bir insan sabah-akşam dikkatlice, ihlasla okursa hangi hastalık olursa olsun biiznillah şifa bulur. Bu âyetlerin şifâ verdiğini tecrübe etmişizdir. Benim 12 yaşlarında bir kızım vardı. Devâsı olmayan müzmin bir hastalığa yakalandı. Bütün hekimlere götürdüm, deva bulmadı. Onu ölüme terketmiş durumdayken salih bir insanla karşılaştım. Bu halimi arzettim. Dedi ki; Kur’ân-ı Kerim’de altı tane şifâ âyeti bulunmaktadır ki kızına ihlasla bu duâları sabah-akşam okursan o biiznillah iyileşecektir. Ben de bu âyetleri öğrenip kızıma okudum. Ölmek üzereyken kızım sıhhat buldu, iyileşti. Onun için bu âyetlerin ne kadar şifâ verici olduğuna bizzat şahidim.” KUR’AN’DA GEÇEN ŞİFA AYETLERİ Kur’ân-ı Kerim’de bulunan şifâ âyetleri; sağlık için duâ, şifâ için duâ, hasta duâsı, hastalara şifâ duâsı arayanlar için en etkili şifâ duâlarıdır. Tevbe Sûresi, 14. Ayet Okunuşu "...Ve yeşfi sudûra kavmin mu'minîn. mu'minîne." Anlamı “Allah, mümin bir topluluğun kalplerine şifa versin/gönüllerini ferahlatsın!” et-Tevbe, 14 Yunus Sûresi, 57. Ayet Okunuşu "...Ve şifâun limâ fîs sudûri. sudûrin" Anlamı “…Gönüllerdeki dertlere şifâdır...” Yûnus, 57 Nahl Sûresi, 69. Ayet Okunuşu "...Yahrucu min butûnihâ şarâbun muhtelifun elvânuhu fîhi şifâun lin nâsnâsi, inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn. yetefekkerûne..." Anlamı “…Onların arıların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet bal çıkar ki, onda insanlar için şifâ vardır…” en-Nahl, 69 İsrâ Sûresi, 82. Ayet Okunuşu "Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne mu’minîn...." Anlamı “Biz, Kur’ân’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir…” el-İsrâ, 82 Şuarâ Sûresi, 80. Ayet Okunuşu "Ve izâ maridtu fe huve yeşfîni." Anlamı “Hastalandığım zaman bana şifâ veren O’dur.” eş-Şuarâ, 80 Fussilet Sûresi, 44. Ayet Okunuşu "Kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun şifâ'..." Anlamı “…De ki O, Kur’ân inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifâdır…” Fussılet, 44 AYETLERİN KARŞILAŞTIRMALI MEALİ VE TEFSİRİ Surelerin tefsiri ve karşılaştırmalı meali için ayetleri tıklayınız Tevbe Sûresi, 14. Ayet Yunus Sûresi, 57. Ayet Nahl Sûresi, 69. Ayet İsrâ Sûresi, 82. Ayet Şuarâ Sûresi, 80. Ayet Fussilet Sûresi, 44. Ayet İslam ve İhsan
TEFSİR O, Âlemlerin Rabbinden şunları talep ederİlk olarak kendisine “hüküm” vermesini ister. Kendisi peygamber olduğu için bu “hüküm”den maksat ilim, hikmet, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilme gücüdür. Allah’ın koyduğu hükümleri, kanunları ve sınırları bilip tanımak ve bunlara göre bir kulluk hayatı kendisini sâlihler kervanına dâhil etmesini niyaz eder. Dünyada aralarında mü’min ve müslüman olarak rahatlıkla yaşayabileceği sâlih bir topluluk lütfetmesini, âhirette ise kendisini sâlihlerle beraber haşretmesini ister. Bu, her mü’minin yapması gereken bir duadır. Çünkü dünyada İslâmî ve huzurlu bir hayat ancak bu yolla mümkün olabilir; âhirette de yine kurtuluşun yolu sonradan gelecek nesiller içinde doğrulukla ve hayırla yâd edilmeyi ister. Cenâb-ı Hak onun bu duasını kabul etmiştir. Çünkü herkes onu sevmekte, ondan övgüyle bahsetmekte ve onun neslinden gelmekle iftihar etmektedir. Bu duasıyla Hz. İbrâhim, “âhir zamanda kendi soyundan gelecekler arasında hakkı dimdik ayakta tutacak birinin gelmesini” istemiş de olabilir. Zürriyetinden Hz. Muhammed tüm insanlığa peygamber olarak gönderilmesiyle bu duası kabul insanların gönlünde taht kurabilmenin yolunu öğretmek üzer şöyle der“Cihânda her kime tahsîl-i nîk-nâm gerekHemîşe bezl-i mekârimde ihtimâm gerek.” Besîm“Bir insan bu dünyada iyi bir nâm bırakmak istiyorsa, dâimâ cömert davranmaya, başkalarına faydalı olmaya çalışmalıdır.”Dördüncüsü; nâim cennetine yâni içersinde bol bol nimetlerin bulunduğu cennete vâris olmayı ister. Çünkü en büyük kurtuluş ve başarı, cehennemden kurtulup cennete girebilmektir. Âyet-i kerîmede buyrulur “Her nefis ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı ancak kıyamet günü tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten o kurtuluşa ermiştir. İyi bilin ki, bu dünya hayatı, aldatıcı bir faydadan başka bir şey değildir.” Âl-i İmrân 3/185 Dolayısıyla bu dua, “ben ne cenneti isterim, ne cehennemden korkarım” gibi gaflet ifadelerini olarak İbrâhim bir müddet babası için dua ve istiğfar etmiş, fakat artık inanmayacağı ve cehennemlik olduğu kesinleşince de bundan vazgeçmiştir. bk. Tevbe 9/114Son olarak Yüce Mevlâdan, insanların diriltileceği kıyâmet günü herkesin gözü önünde kendisini mahcup etmemesini, rezil rüsvâ kılmamasını, utandırmamasını ister. O gün ki orada mallar da evlatlar da insana bir fayda sağlamayacak; tek geçerli akçe “kalb-i selîm” olacaktır. Şâir der ki“Sanma ey hâce ki senden zîr u sîm isterler,Yevme lâ yenfeu» da kalb-i selîm isterler.”“Ey tâcir! Kıyâmet günü senden altın ve gümüş isteyeceklerini sanma. İnsana hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o günde sadece senden kalb-i selîm» isteyecekler.”“Kalb-i selim”in özellikleri şunlardır Küfür, şirk ve şüphelerden arınmış, Her türlü cehâlet ve kötü huylardan temizlenmiş, İman esaslarına samimiyetle inanmış, mânen sağlıklı, Allah korkusuyla ve aşkıyla âdeta yılan ısırmış gibi delik deşik olmuş, Sünnet-i seniyyeye gönülden bağlı olup bidatlerden uzak duran, Mal ve evlât sahibi olduğu için şımarmayan tertemiz bir Hakkı Bursevî “kalb-i selîm”in üç mühim vasfını şöyle açıklar› Hiç kimseyi incitmeyen kalp,› Hiç kimseden incinmeyen kalp,› Her türlü duygu, düşünce, söz ve fiilinde devamlı Allah Teâlâ’nın rızâsını arayan gâye dünya hayatında mal ve evlat engeline takılmadan ilâhî huzura böyle bir kalp ile varabilmektir. Nitekim İbrâhim bu duası da kabul olmuş ve hakkında “İbrâhim Rabbine kalb-i selîmle geldi” Saffât 37/84 bir selîm kalbe ulaşabilmek için, kalbin ince ve hassâs çizgileri üzerinde son derece dikkatli ve gayretli olmayı gerektiren bir çalışma yapmanın zarûreti ortadadır. Bir şâirimiz bu zaûreti şöyle dile getirir“Müncelî âyine-i dilde nükûş-i kâinat,İş o mir’ât-ı Mûsâffâya cilâ edince mâsivâyı nûr-ı Hak eyler zuhûr,Maksat ancak kalbe böyle bir incilâ vermektedir.”“Esasen gönül aynasında kâinatın bütün nakışları açıktır, âşikârdır. Yapılacak iş, o kalbi her türlü kirlerden ve paslardan arındırarak cilâlamaktır. Bu sebeple kalpten Allah’ın dışındaki tüm varlıkların sevgi ve ilgilerini tamâmen uzaklaştırınca, orada Hakk’ın nûru bütün haşmetiyle ortaya çıkar. Asıl maksat, kalbi bu şekilde temizleyip parlatabilmektir.” Şimde de, insanların Allah’ın huzurunda toplandıkları mahşer yerinden nakledilen şu manzaralara bakın Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
❬ Önceki Sonraki ❭ وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ Ve izâ maridtu fe huve yeşfînyeşfîni. “Hastalandığımda da O bana şifa verir.” Türkçesi Kökü Arapçası ve zaman وَإِذَا hastalandığım م ر ض مَرِضْتُ O’dur فَهُوَ bana şifa veren ش ف ي يَشْفِينِ Diyanet İşleri Başkanlığı “Hastalandığımda da O bana şifa verir.” Diyanet Vakfı Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Hastalandığım zaman O bana şifa verir. Elmalılı Hamdi Yazır Hastalandığım zaman bana O, şifâ verir.» Ali Fikri Yavuz Hastalandığım zaman da, O bana şifa veriyor. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir Fizilal-il Kuran Hastalığımda beni iyileştiren O´dur. Hasan Basri Çantay Hastalandığım zaman bana şifâ veren Odur». İbni Kesir Hastalandığımda O, şifa verir bana. Ömer Nasuhi Bilmen Ve hasta olduğum zaman bana ancak o şifa verir.» Tefhim-ul Kuran Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur;» Warning includeturkce/bil/ Failed to open stream No such file or directory in C\inetpub\vhosts\ on line 27 Warning include Failed opening 'turkce/bil/ for inclusion include_path='.;.\includes;.\pear' in C\inetpub\vhosts\ on line 27
şuara suresi 80 ayet okunuşu